Kayıtlar

TABU

Tabu, içerdiği anlamı karşılayacak bir sözcük günümüzde bulunmadığı için Almancaya aktarımı gerçekleştirilememiş Polinezyaca bir sözcüktür. Bizim için tabunun anlamı kutsal, yasak, dokunulması tehlikeli gibi sözcüklerde karşılık bulmaktadır. Tabunun yasak buyurduğu şeyler dinsel ve ahlak yasalarından daha farklıdır. Ahlak yasaklarından ayrıldıkları nokta genel olarak kaçınılan şeyleri belli bir sisteme dayandırarak kural çerçevesinde oluşturulmamış olmalarıdır. Hiçbir neden içermeyen tabuların çıkarım noktaları belirsizdir. aslında tabu insanlığın yazıya geçirilmemiş en eski yasalar topluluğu olarak tanımlanabilir. Tabunun amaçları çeşitlidir; kabilenin reislerini zararlı güçlere(cin, kötü ruh) karşı korumak, çocuk, kadın, yaşlı gibi güçsüz kimseleri rahiplerin kötü amaçlarına karşı korumak, belli yiyeceklerin yenmesinden doğacak tehlikelere karşı korumak, doğum ve ölüm gibi yaşamı şekillendiren olaylara karşı korunmak, henüz doğmamış çocukların lanetlenmesini sağlayarak cenini korumak...

RESMİYETTE SAHTE PARA YARATMAK

 Varlık fonu piyasadaki bazı araçlara sahip örneğin Ziraat Bankası.  Varlık fonu sahip oldugu bazı araçlarla diğer sahip olduğu bazı araçları kullanıp yeni araçlar elde ediyor. Örneğin sigorta şirketi alımı. Bunu kendi parası ile mi alıyor ? Hayır. Kendi sahip oldugu diğer araçlar aracılığıyla hazineden para istiyor. Hazinede para var mı ? Yok. Hazine ne yapıyor varlık fonuna "hatır senedi" veriyor. Bu senetlerle olmayan paralar ile yeni araçlar alıyor. Peki bu kağıtların nakit karşılığı yok bu kağıtlar nasıl nakit paraya çevriliyor? Tabii ki de merkez bankası aracılığı ile. Bunu nasıl yapıyor? Sahip olduğu bankalar aracılığı(Ziraat Bankas) ile bu senetleri merkez bankasına kırdırıyor. E haliyle o da para basıyor. Çünkü bu senetler olmayan bir para. Yani dolaylı yoldan piyasaya para aktarılmış oluyor. Bu sayede varlık fonunun sahip olduğu bankalar daha fazla kredi verebilirler. Daha çok kazanç ! Hazine Merkez Bankası kaynaklarını kullanmadan Merkez Bankası’nın bastığı paralar...

AYKIRI

   Baskıcı güçlerin güçlerini hissettirmeden hatta aksine bizlere lider gibi onları kontrol ediyormuşcasına bizlere haklar vererek onları seçme veya indirme şansı tanıdıkları ama aslında üstümüzde tüm yaşamımız boyunca özgürlüğümüzü sınırlandıracak ve bizleri kontrol edecek bir güce sahip bir sistemdir. Tüm yönetim sistemleri totalitarizmin boyunduruğu altındadır. Geceleri uyumamızı istemezler, düzen isterler. Sabah aynı saatte kalkıp aynı işleri yapmamızı akşam olduğunda geçe kalmadan uyumamızı isterler. Değişiklik onları korkutur. Aşk bir totaliter sistemdir. Birine hislerini söylediğinde ondan da aynısını sana söylemesini istersin. Kendi bireysel aşkımızı her şeyin üzerinde tutarız. Bir eş diğerini denetler yaptıklarını sorgular. Çünkü aşk bize bu imkanı tanır. Birbirlerine biri öldükten sonra diğerinin de kendin öldüreceğine dair anlaşmalar imzalatırlar. Çocuk yapmak totalitarizmin bizden istediği bir şeydir. Onlara ailede yetişmiş ve onların şartlarına uyum sağlayacak çoc...

YAŞAM VE MÜZİK

  Yaşam müziğe benzer. Sanki kasetçideki herhangi bir raftan rastgele bir kaset alıp onu teybe takıp oynatma tuşuna bastıktan sonra onu dinlemeye koyulmuşuz gibi. Karşımıza neyin çıkacağını melodisini sözlerini şarkının kime ait olduğunu süresini bilmiyoruz fakat iyi biri şeyler çıkmasını umuyoruz. Dinlemeye başladıktan sonra şarkı ilerledikçe birtakım yorumlarda bulunuyoruz beklentimiz doğrultusunda. "Sözlerini beğendim ancak melodisi daha iyi olabilirdi" gibi...   Hayatımızın başlaması, dünyanın farkına varmamız, kendimizi farkında vardığımız dünyanın belli noktasında bulmamız ve yaşamımızın sona ermesi. Bizim elimizde olmadan dünyaya geliriz.  Kasetimizi biri seçmiş gibi. Her kasetin farklı sözleri ve melodileri vardır her yaşamın da öyle. Ama insan hayvanı içgüdüsel olarak her zaman her şeyin sonunu merak eder. Başına ve ortasına gereken önemi vermez. Müziğin başı ve ortası onun için o kadar da önemli değildir. İmkanı olsa onu ileri sarıp sonunu duymayı ister. Bu yüzd...

SATRANCIN KISA TARİHİ

Resim
   Satranç dünyanın dört bir yanında yaklaşık olarak 300 milyon insan tarafından oynanır ama nerede ortaya çıktığı net değildir. Her net olmayan konu hakkında olduğu gibi satranç için de bir sürü rivayet vardır. Çoğu kişi satrancı oluşturan tek bir akıl olmadığı konusunda uzlaşabilir çünkü  tüm kuralları ve kavramları, tek bir basit insan zihninin oluşturması için çok karmaşıktır. Tahmin ediliyor ki satrancın ismi, taşları, taşların diziliş şekli ve  oynanışı ilk çıktığı zamandan itibaren değişime uğramıştır. Birçok çocuğun kitaplarında bile bulabileceği satrançla ilgili hikayelerinden biri Hint kralı Şahram ve orada yaşayan bir bilge ile ilgilidir.  Rivayete göre bu kral halkına rahat vermeyen sürekli başka şehirlere savaş açan zalim biriymiş. Komşu şehirlerle bir sorunu olmamasına rağmen onların üzerinde savaş stratejisi  denemek amacıyla bir sorun yaratır ve saldırırmış. Rahatsızlık duyan halk kendi başlarına bir şey yapamayacağını anlayınca bilgeyi bu...

JAPONYA NEDEN JAPONYA

     Batı Avrupa, Amerika, Kanada ve Avustralya'nın sanayi devriminden bu yana ekonomik olarak büyüme modellerine bakacak olursak izledikleri yolu kısaca, üretimin tarımdan sanayi sektörüne doğru değişimi olarak özetleyebiliriz. Japonya da hemen hemen aynı yolu izleyerek gelişme sağlamış olsa da bu ülkeyi diğerlerinden ayıran en önemli özelliği Asya’da konumlanmış olması ve gelişimini diğer ülkelerden çok daha kısa sürede tamamlamasıdır. Japonya'nın ikinci dünya savaşından sonra büyümede yakaladığı inanılmaz ivme ekonomi literatüründe “Japon Mucizesi” olarak geçer.  1980'lerin ikinci yarısında Japon ekonomisinde enflasyon sıfıra yakın seviyelerde seyretti. Ülkenin risk profili düşmüş, büyüme beklentisi oluşmuş, aktif fiyatları yükselmiş ve önemli oranda kredi genişlemesi olmuştu. 1990'lı yılların başında büyük bir çöküş yaşadı. Balon ekonominin çökmesinin ardından Japonya “kayıp dönem” olarak anılan bir döneme girdi. 1997 yılına kadar büyüme oranları önceki dönemlere...