SATRANCIN KISA TARİHİ
Satranç dünyanın dört bir yanında yaklaşık olarak 300 milyon insan tarafından oynanır ama nerede ortaya çıktığı net değildir. Her net olmayan konu hakkında olduğu gibi satranç için de bir sürü rivayet vardır. Çoğu kişi satrancı oluşturan tek bir akıl olmadığı konusunda uzlaşabilir çünkü tüm kuralları ve kavramları, tek bir basit insan zihninin oluşturması için çok karmaşıktır. Tahmin ediliyor ki satrancın ismi, taşları, taşların diziliş şekli ve oynanışı ilk çıktığı zamandan itibaren değişime uğramıştır.
Birçok çocuğun kitaplarında bile bulabileceği satrançla ilgili hikayelerinden biri Hint kralı Şahram ve orada yaşayan bir bilge ile ilgilidir. Rivayete göre bu kral halkına rahat vermeyen sürekli başka şehirlere savaş açan zalim biriymiş. Komşu şehirlerle bir sorunu olmamasına rağmen onların üzerinde savaş stratejisi denemek amacıyla bir sorun yaratır ve saldırırmış. Rahatsızlık duyan halk kendi başlarına bir şey yapamayacağını anlayınca bilgeyi bulup olan biteni anlatmışlar. Ertesi günü bilge kralın sarayına gelmiş ve kralın da saygı duyduğu biri olduğu için kapılarını hemen açtırmış. Bilgenin elinde bir kutu varmış. Bazıları bu kutunun içerisindekinin yılan olduğunu ve kralı sokup öldüreceğini düşünmüş bazıları da krala getirilen hediye olduğunu. Bilge, kralın meraklandığını görünce açmak istemiş ve kutunun içerisinden üzerinde 64 kare olan tahta ve tahtadan oyulma birçok küçük heykellere benzeyen oymalar çıkarmış. Bilge: "Sayın kralım, hepimizin bildiği üzere siz savaş yapıp stratejileri denemeyi çok seviyorsunuz. Ben de size her seferinde farklı bir strateji deneyebileceğiniz bir oyun tasarlamak istedim. Oyundaki her obje farklı bir insanı temsil ediyor. Örneğin siz şah olarak adlandırdığım şu taşsınız. Şu taş ise vezirinizdir.” diyerek oyunun bütün ayrıntılarını anlatmış. Oyunu çok beğenen kral tüm hayatı boyunca bu oyunla ilgilenmiş savaş yapmayı bırakmış ve tüm halkına bu oyunu oynamasını emretmiş. Bu satranç tarihindeki en popüler efsanelerden biridir.
Yukarıdaki anlatılan hikaye doğru mudur bilinmez ama satrancın altıncı yüzyılda Hindistan'da doğduğu ve tüccarlar aracılığıyla İran'a geçtiği yaygın olarak kabul görmektedir. Yedinci yüzyılda Araplar İran'ı alınca satranç Arap topraklarında yayılmaya başladı. Arap akıncıları ile birlikte Kuzey Afrika'dan İspanya'ya geçen satranç Orta Çağ'da şövalyelerin gözde oyunu oldu. Arap ve Avrupa el yazmalarından sonra İspanyol Lucena'nın ilk basılı satranç kitabında (1497) satranca eklenen yeni kurallar açıklandı: Vezirin ve filin hareket alanlarının genişletilmesi, rok, geçerken alma, erin vezir olması. Böylece günümüze kadar değişmeden gelen kuralları ile dinamik, ustalık ve incelik dolu, bilgiye dayanan modern satranç dönemi başladı ve satranç, İspanya'dan sonra, İtalya, Fransa, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya'da hızla yaygınlaşmaya başladı. On dokuzuncu yüzyıl sonlarında satrancın ilk büyük yıldızları belirdi: Anderssen, Morphy, Rubinstein ve Steinitz. Güçlü oyuncuların katıldığı turnuvalar yapıldı: 1851 Londra, 1857 New York, 1883 Londra, 1889 Hastings ve Saint Petersburg. İlk dünya satranç birincisi sayılan Steinitz'den sonra, Yirminci yüzyılın başlarında Lasker, Capabalanca, Alekhine ve Euwe, İkinci Dünya Savaşından sonraki yıllarda, Botvinnik, Smyslov, Tal, Petrosian, Spassky, Fischer, Karpov, Kasparov, Khalifman ve Anand dünya satranç birincisi unvanının sahibi oldular. Böylece, olimpiyatlar, turnuvalar, uluslararası karşılaşmalar, dünya birinciliği maçları, turnuva kuralları, oyunların yazılması, oyunların ve bilgilerin binlerce kitapta toplanması, satranç saati, oyuncuların sınıflandırılması ve herkese açık satranç kulüpleri ile bir spor dalı olan satrancın bu özelliği en belirgin şekilde ortaya çıkmış oldu. Federal Almanya Spor Federasyonu Başkanı Willi Weyer 1977 yılında Satranç Federasyonunun Yüzüncü kuruluş yıl dönümünde şöyle demişti: Satranç, sporda bulunduğu belirtilen hemen hemen bütün özelliklere sahip olduğu gibi başka spor dallarında bulunmayan bazı yararlar gösterir. Mantıklı düşünmeyi öğretir, kombinasyon zevkini arttırır, yaratıcılığı uyandırır, tehlikeyi göze alma yeteneğini geliştirir, karar verme gücünü kazandırır, kendini ve başkalarını eleştirmeye alıştırır, sabrı ve güveni güçlendirir. Böylece satrançcı iyi bir sporcunun tüm özelliklerini ve gerilim içinde tüm zihin ve irade güçlerini kazanabilir. Satranç teorik ve pratik açıdan bugünkü yüksek düzeye ulaşmasını büyük ölçüde spor ruhuna borçludur. Satranç her zaman spor değildi, fakat günümüzde ortaya çıkan amaç ve değişen kurallar içinde spor olmuştur.
Tüm sanatçılar satranç oyuncuları olmamakla birlikte tüm satranç oyuncularının sanatçı olduğu kişisel bir sonucuna vardım. - –Marcel Duchamp



Yorumlar
Yorum Gönder