JAPONYA NEDEN JAPONYA

     Batı Avrupa, Amerika, Kanada ve Avustralya'nın sanayi devriminden bu yana ekonomik olarak büyüme modellerine bakacak olursak izledikleri yolu kısaca, üretimin tarımdan sanayi sektörüne doğru değişimi olarak özetleyebiliriz. Japonya da hemen hemen aynı yolu izleyerek gelişme sağlamış olsa da bu ülkeyi diğerlerinden ayıran en önemli özelliği Asya’da konumlanmış olması ve gelişimini diğer ülkelerden çok daha kısa sürede tamamlamasıdır. Japonya'nın ikinci dünya savaşından sonra büyümede yakaladığı inanılmaz ivme ekonomi literatüründe “Japon Mucizesi” olarak geçer.  1980'lerin ikinci yarısında Japon ekonomisinde enflasyon sıfıra yakın seviyelerde seyretti. Ülkenin risk profili düşmüş, büyüme beklentisi oluşmuş, aktif fiyatları yükselmiş ve önemli oranda kredi genişlemesi olmuştu. 1990'lı yılların başında büyük bir çöküş yaşadı. Balon ekonominin çökmesinin ardından Japonya “kayıp dönem” olarak anılan bir döneme girdi. 1997 yılına kadar büyüme oranları önceki dönemlere oranla düşük, hatta bazı yıllarda neredeyse sıfıra yakın seviyelerde seyretti. 1997 yılında Asya ülkelerinde patlak veren mali kriz Japonya’da özellikle bankacılık sektörünü derinden sarstı. Otoritelerin yeterli önlem almaması ve zamanında müdahale etmemeleri gibi faktörler, mali sisteme olan güvenin kaybolmasına ve harcama eğilimlerinin azalmasına neden oldu. 1997 mali krizinden sonra başbakan Ryutaro Hashimoto var olan Keynesyen Makroiktisadi Görüşün aksine sıkı mali politikaları uygulamaya koyunca 1998 yılında vergi gelirleri düştü ve bütçe %68 açık verdi. Japonya’nın ilk kemer sıkma politikası girişimi büyüme hızının negatife dönmesine neden olurken yaşanan ekonomik daralma, ülkeyi uzun yıllar sürecek bir durgunluğa sürükledi.  2002 yılında dış konjonktürlerdeki iyileşme, Japon hükümetinin uyguladığı etkin politikalar ve ABD ve Çin’e yapılan ihracattaki olumlu gelişmeler, negatif olan büyümenin 2002’de sıfıra yaklaşmasını, 2003 ve 2004’te ise pozitife dönmesini sağladı. 2008 yılında yaşanan küresel krizin Japon ihraç mallarına olan talebi azaltması ve yatırım ortamındaki genel kötüleşme sonucu Japon ekonomisi resesyona girdi ve 2009 yılında büyüme oranı %-5,5 olarak gerçekleşti. İç tüketimdeki daralmaya bağlı olarak, Japonya’da fiyatlar uzun bir süre düşüş eğilimi gösterdi. Fiyatlardaki düşüşün önünü kesmek isteyen Japonya Merkez Bankası, faizi uzun süre %0’a yakın düzeyde korudu. Birçok yatırımcı Yen bazlı borçlanarak diğer ülkelerde yatırım yapmaya yöneldi. Bunun doğal bir sonucu olarak Yen’de sert dalgalanmalar yaşandı. 

       2012 Kasım’ında ikinci kez göreve gelen Shinzo Abe, Demokratik Parti tarafından uygulanan daraltıcı mali ve parasal politikaları sert bir şekilde eleştirerek yeni bir programla tüm dünyanın gündemine oturdu. Abe ve economics kelimelerinin birleştirilmesiyle “Abenomics” olarak adlandırılan bu programın temelinde Abe’nin ‘’üç oku‘’, yani genişleyici para politikası, ekonomiyi canlandıracak devlet harcamaları ve yapısal reformlar bulunuyor. Aslında bu politikaların arkasında Japonya’yı yıllardır saplandığı likidite tuzağından çıkarma gayesi var. Bu da ancak tüketici davranış biçiminde deflasyon sebebiyle ortaya çıkan “bugün değil yarın daha ucuza al” mantığını değiştirmekle başarılabilir ki bunun da yolu enflasyon yaratmaktan geçer. Bu nedenle Abe, Japon Merkez Bankası’na adeta dayatarak 2013 enflasyon hedefini %2 olarak revize ettirdi. Abe hükümetinin uygulamaya koyduğu genişleyici para politikaları, 2000’li yıllarda yükselişi önlenemeyen Yen’in de değer kaybetmesini sağladı. Japon ekonomisinin tarihsel gelişimini göz önünde bulunduracak olursak sıkı mali ve parasal politikaların uygulandığı dönemlerde ekonomi daralmış, buna karşın Keynesyen makroiktisadi politikaların uygulandığı dönemlerde ekonomi canlanmıştır. Abe’nin, yeni istihdam yaratmak, sosyal güvenlik sistemini yeniden yapılandırmak, enerji ve diğer kaynaklarda sürdürülebilirliği sağlamak gibi hedefleri içeren yapısal reformları doğru ve etkin bir şekilde hayata geçirmesi ekonomide istikrarın sağlanması açısından büyük önem taşıyor. Abenomics programının başarısı aynı zamanda, genişleyici mali ve parasal politikaların da başarısını teyit eder nitelikte olması açısından ekonomi dünyası tarafından büyük bir ilgiyle takip ediliyor.

Japonya, İkinci Dünya Savaşı'ndan beri en derin resesyonunu yaşamaktadır. 2001 yılının üçüncü çeyreğinde yüzde 0,5 küçülen Japon ekonomisi son çeyrekte yüzde 0,8 küçülme beklenirken yüzde 1,2 oranında küçülmüştür. Japonya'da tüketici fiyatları iki yıldır her ay sürekli olarak düşmektedir. 2001 yılında Japonya'da çoğu orta ve küçük ölçekli, büyüklere yan sanayi olarak çalışan 19.000 işletme iflas etmiştir. İflaslardaki artışların, bankaların firmalardan tahsil edemediği alacakları tahsil etmeye çalışmalarından kaynaklandığı gözlemlenmektedir. Japonya'da batık kredi sorunu giderek büyümektedir. Bankaların ve özel sektörün batık alacaklarının toplamı resmi verilere göre 240 milyar dolar, IMF'e göre 840 milyar dolar, Economic Intelligence Unit'e göre ise 1,8 trilyon yen gibi çok büyük boyutlara ulaşmış olabilir. Kronik deflasyon, şirket iflasları, borçlara karşılık gösterilen kağıtların değerinin düşmesi batık alacaklar sorununu artırmaya devam etmiştir.

Japon halkı ekonomisini deflasyondan kurtarmak için doğru yol olan genişletici maliye politikasını kullanmıştır. Toplam talebin toplam arzdan düşük oldugu ekonomilerde uygulanan bir politikadır. Genişletici maliye politikası uygulanırken yapılan yanlış japon halkının tüketim alışkanlığı ve yapısal reformlar dikkate alınmamıştır. Japon halkını Türk halkına benzetebiliriz. Paralarını yastık altına atmayı severler hele bir de deflasyon döneminde tüketimlerini oldukça düşürürler. Hükümet ekonominin yapısını tüketime dayalı hale getirmeye çalışıyor böylelikle japon halkının ellerindeki paraları kullanarak piyasayı canlandırmayı amaçlıyor.Genişleyici maliye politikası bu konuda yetersiz kalıyor çünkü uzun zamandır japonya bu durumdan kurtulabilmiş değil. Bu yüzden 2016 yılının ocak ayında japonya  merkez bankası negatif faize geçeceğini açıkladı. Riskli bir karar olsa bile diğer bütün keynesyen politikalar işe yaramamıştır. Bu yüzden japonya merkez bankası faizleri negatife çekti. Negatif faize geçmesi japonyayı daha kötü bir krize sokabilirdi veya bu krizden çıkmasına yardım edebilirdi riskli bir tercihti.  Japonya Merkez bankasının amacı ellerinde para tutan bankaların paralarını etkisiz hale getirip onlardan para kazanmasını engellemekti bir nevi bankaları cezalandırdı. Japonya halkı piyasa fiyatlarının daha çok düşeceğine inandığı için harcamalarını kısıyordu. Fakat negatif faizden dolayı ellerine kullanılabilir gelir geçecek ve harcamalarını arttıracaklardı.  İlk uygulanan faiz -0.1 olmasına rağmen hemen hemen aldıkları kredi kadar parayı geri ödeyecekelerdi. Bu uygulama çok tehlikeli olabilcek sonuçları da barındırıyor. Örneğin piyasaya para sağlayan aktörler nakit paralarını bankada tutmak yerine kendi kasalarında tutmayı tercih edebilirler. Böylelikle bankaların nakit oranı eksi yönde seyredecek ve hali hazırda negatif faiz bulundugundan dolayı batma eşiğine gelebilirler. Aynı zamanda negatif devlet tahvilleri de talep bulamayacaktır. 

    Japonya deflasyondan çıkabilimek için negatif faizin yanı sıra eğer ki bankalar ellerinde para tutmak istiyorlarsa tuttukları para miktarına göre onlara faiz uygulatmak mantıklı olabilirdi. Faizden aldıkları parayla da üreticiye sübvansiyonlar sağlayıp üretimi arttırmayı deneyebilirdi. Ve merkez bankasının belirlediği zorunlu rezerv dışında rezerv ayrılmasını yasaklanabilirdi. Böylelikle bankalar ellerindeki parayı negatif faize geçilmeden en düşük faiz ile japon halkına sunabilirdi. Ayrıca çeşitli kampanyalar başlatıp faizlerin geri ödenmesinde kolaylıklar sağlanabilirdi. Negatif faizden dolayı yen değer kaybedecek ve değer kaybından ötürü az da olsa enflasyon yaratılacak, ithalat azalıp ihracat artacaktır. Bu da dış ticaretini olumlu yönde etkileyecektir. Faizlerin negatife indirilmesiyle beraber faiz oranları düşürülmeli dolaylı ve dolaysız vergiler azaltılıp tüketime teşvikler olabilir. Özet olarak japonya  içinde bulunduğu kronik deflasyon ve resesyondan kurtulmak için keynesyen politikaların işe yaramayacağını anlayıp merkez bankası desteğiyle faizleri negatife çekip kamuya kullanılabilir gelir sağlayıp tüketimi arttırmaya yönelik politikalar izleyerek doğru adım atmıştır.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SATRANCIN KISA TARİHİ

TABU