TABU

Tabu, içerdiği anlamı karşılayacak bir sözcük günümüzde bulunmadığı için Almancaya aktarımı gerçekleştirilememiş Polinezyaca bir sözcüktür. Bizim için tabunun anlamı kutsal, yasak, dokunulması tehlikeli gibi sözcüklerde karşılık bulmaktadır. Tabunun yasak buyurduğu şeyler dinsel ve ahlak yasalarından daha farklıdır. Ahlak yasaklarından ayrıldıkları nokta genel olarak kaçınılan şeyleri belli bir sisteme dayandırarak kural çerçevesinde oluşturulmamış olmalarıdır. Hiçbir neden içermeyen tabuların çıkarım noktaları belirsizdir. aslında tabu insanlığın yazıya geçirilmemiş en eski yasalar topluluğu olarak tanımlanabilir.


Tabunun amaçları çeşitlidir; kabilenin reislerini zararlı güçlere(cin, kötü ruh) karşı korumak, çocuk, kadın, yaşlı gibi güçsüz kimseleri rahiplerin kötü amaçlarına karşı korumak, belli yiyeceklerin yenmesinden doğacak tehlikelere karşı korumak, doğum ve ölüm gibi yaşamı şekillendiren olaylara karşı korunmak, henüz doğmamış çocukların lanetlenmesini sağlayarak cenini korumak gibi amaçları vardır. 
Bir tabunun çiğnenmesinin cezası başlangıçta kendiliğinden cezalandırma sistemine dayalıydı. Yani sistem otomatik olarak kendini çeviriyordu. eğer tabu yaptıysanız, tabu kendi intikamını kendisi alırdı. Zaman içerisinde tabunun cezalarını insanlar kendi üstlerine almaya başladılar veya tabu yapan kişi kendi kendini cezalandırdı. Tabunun kendi gücü elektriğe benzetilebilir. Mesela bir kralın bir rahibin gücündeki elektrik büyüktür. Sıradan bir insanın kralla iletişime geçmesi onun eşyalarına dokunması o kişi için ölümle sonuçlanabilir.



Tabu diğer tüm insan kurallarının aksine bireysel çıkarlar barındırmaz. İnsanın en ilkel zamanlarından günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Zaten bu yüzdendir ki ilkel insanlar günümüz insanlarından pek de farklı değillerdir. İlkel toplumlarda tabu cinlere, şeytanlara duyulan korkunun bir dışavurumu ve türevidir. 
aslında tabunun mantığı bizim yasaslarımızdan kaynaklıdır. Örneğin küçük bir çocuk dokunma arzusuna sahip ise ve dışarıdan kendine açığa vurduğu zaman böyle bir arzunun gerçekleştirilmesine yönelik bir yasak sesini duyurmakta ve çocuğun arzusunu bastırmaktadır. Bastırılmış bu arzuyu sistem bilinçdışına itmiş ve artık çocuk için yasak hale gelmiştir. Aynı şekilde ilkel kabilelerrde de durum böyle işlemektedir o yüzden bizden farklı değillerdir.








 Timor adası yakınlarında savaştan galip ayrılmış bir grup savaşçı öldürdükleri düşmanlarının başlarını keserek yanlarında köylerine dönmüşlerdir. Kısa bir sevinç töreninin ardından öldürdükleri düşmanların ruhlarının peşlerini bırakmayacağı korkusuyla o kesik başlarla uzlaşmaya çalışırlar. Ağıtlar söylenir, ritüel şeklinde danslar edilir ve düşmandan af dilenir. Ben seni öldürmeyi seçmedim keşke benimle savaşmasaydın beraber yaşayıp gitseydik, talih benim yanımdaydı çok iyi savaşçısın gibi sözler söylenir. Buna benzer bir durum da Palu kabilesinde  bulunur. Seferden düşman başlarıyla eve dönen Sarawaklı dayaklar, öldürdükleri düşman başlarını evlerinde misafir ederler. Onlara yemek yedirir en güzel meyvelerle beslerler. Her gün karşısında onlardan af dilerler ve tatlı dille konuşurlar. Onları aile üyelerinden biri gibi sayarlar. Bize dehşet veren böyle bir amaca ilkellerin sırf ilkel olduğu için böyle bir yola başvurmasıyla alay etmek bizler için büyük yanılgı olur.
Çok uzak olmayan gelecekte tabunun günümüze kadar aynı ilkellikte geldiğine kanıt olarak birkaç örnek vereceğim. Evli bir kadın kocasının aldığı poşetlerin içerisindeki bir yiyeceğin markasının örneğin bullis, eskiden yaşadığı kasabadaki hırsız bir adamın ismine benzediği ve bu yüzden evine kötü şans getireceği düşüncesiyle kocasından  aldığını dışarıya çöpe atmasını ister. Bir başka örnek de yine yakın geçmişte İngilterede krala dokunmak onun ellediği bir şeye ellemek sonrasında ölüm getirecek bir durumdu. dışarıda çöpleri karıştıran tamamen sağlıklı  güçlü ve fakir bir adamın kralın sofrasından kalan artıklarını yediğini gören hizmetliler o artıkların krala ait olduğun söyler ve genç adam olduğu yerde can verir. Bu gibi örnekleri çoğaltmak  için günümüzde en yakınlarımızın söylediklerinin ağızlarından dökülenlere bakmak yeterlidir. Bizde de batıl inanç kategorisinde değerlendirilip yine ilkel kabileler ile aynı mantıkla , yapacağımız yasaklı eylem sonrasında başımıza şeytan ve cinler tarafından kötü şeyler gelebileceği ihtimali yüzünden bazı eylemlerimiz kısıtlanmıştır. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

JAPONYA NEDEN JAPONYA

SATRANCIN KISA TARİHİ